ALT-KÜLTÜR

MASALCI
-İstanbul==>
benim yüksek korkularım var

uzun süre aradım kendimi ikna edebileceğim nedeni. yazmaya. oysa ben oynanmayanın yanındayımdır, basitin, ağızdan bir çırpıda çıkan sözün..bazen elverişsizin. eksik olanın büyüsü vardır çünkü, eklenecektir hep onun üzerine ve içten içe yarıM kalmak isteyecektir yarıNa.

yazacaklarım kimsenin hayatına müdahale etmemeli, kimseyi yüceltmemeli ve çarpmamalı geçmişin soğuk duvarına, sinsi dumanı gibi bilinmezlerinin sızmamalı kimsenin gelecek paylaşımlarına. ya öyle mi? tüm bu oto-buyruklarının antitezleri var sayın kaybeden: sen kendi ilişki oyunlarının figüranlığından çoktan kovuldun. sureti gölgede kalan otorite figürünün elini sık ve hep muhalifi olduğun kitlesel paylaşımların içinde boğul. yine de mi kalmalı insan kendine? geçmişin kadehini kıramadıysan şarabını akıtırsın damarlarından.

hayalini kurduğum tüm yolculukları tükettim zihnimde. geleceğe görülmedik bir yerler bırakayım diye düşlerimden kestim. TÜKetiyoruZ. işte bu fikrin dayanılmaz sanrısı beni kelamıma döndürdü.
.



evi olmayan
sıçan deliğine



kaf dağının ardında bir ülke kursan kendine
alıp başını gitmeyi başarıp
yine gelir yalnızlık otururdu yakut tahtına
hayallerinin hükmünü sürmeye


gece avutur mu kadını sadece
doğru mu yoksa söyledikleri ?
hep yarın gidecekmiş gibi duran kadın
sorduğunda gölgesine
ya şimdi ne yapar diye
gölge en koyusuna saklanacak
kadını avurtlarından kavrayacak
yaşlarına dokunacak
yarına yetiştirecek.
"yersiz bu endişen,
acısında büyürken toprak evladı
ab-ı hayat içti sanar kendini.
şarkıların ayrılık yakası
tutar onu dehlizinde.
bir görümlüğe ömür vereceği ne varsa
başka çilelerin yareni olacak yakında"

nasıl olduğu anlaşılmadan
yarım kalan masallar birikti
kaf dağının ardındaki ülkede.
ve bir kadın bekledi, bekledi
olmuş ya da olması mümkün bir hikayeyi.
hep yarın gidecekmiş gibi
ve hep merak etti
var mıdır bir kadın daha
tüm yarım kalanların birlikte var olduğu
dönülmeyen ülkede yaşayan
ve hala avurtlarında
yaş kümeleri taşıyan
(?)


ben duygu fakiri

arkamda tabiri onaylayacak en az üç insan bıraktım. bugün onu orada, tükettiklerini canlandırma uğraşında seyrederken söylenecek her sözün faydasızlığını anladım. elbet anlaşılmayı göze alarak yazılacak birkaç satırın onun sözlerinin fonunda erimesi de olasıydı. duygu fakirinin söz söylemedeki cesareti bir çeşit cahil cesareti olarak da yorumlanabilir. nedir cahilin cesareti? kendini çürütmekten, tezat düşünceden, ikicil fikirden yoksunluk, bilgi fakirliği. bilgi üretmede ilerlemenin- çünkü öğrenmenin- yolu var ya duygu fakirliğinden kurtulmanın? bugün odamın duvarlarında "korkak!" nidaları yankılanıyor.. "korkak, kaçak!"..korkaklıktan bile isteye susmaya yaptığım terfinin ifşası işte düpedüz burada, anlaşılmayı "göze alarak"..
sevgi tutuyor, çekiyor insanı, önce o'na sonra kendi içine..kaybedecek birşeyi kalmayıp sevgiyi de yitirdiğinde "tabir"ini de hak ediyor insan. aynı oyunu oynamanın, replik tekrarlarının verdiği sıkkınlık bir üç beş değilse de nasıl açıklar insan bunu karşısındakine? yaşarsa görür, umut edilir ki yaşamaz. ve yine umut edilir ki umut tekrar sevgilinin biçimini almaz. insanın dayanma noktasını kendinden dışına koyması gerekir. çünkü kendi içinde sevgi, altı oyulduğundan büyür, yükseldiğinden değil.


kayıp veda

"gecenin öteki yüzünde
ağlayacak gözyaşlarımız hep vardı
hayallerimiz ürkerdi sizlerden
mahçuptuk sesimiz duyulmazdı"*

daha mı titrek zuhalin sesi bugün?

oysa bu yol hep aynı. tasvirin ne olduğunu ögrendiğim yaştan beri
beni eve götüren bu yol. "sokakarası" çocuklarının üç beş
"küfürarası" konuşmayı ögrendigi de bu yol. adımın tebeşir izinin
halen silinemediği yol vedaya hazır olamıyor.

ensemde üç nefes gece. daha çökük bu omuzlar, daha küçük bu gözler, sigara daha ağır, cümleler daha savruk.
gece en karasını giymiş bu sefer.
vedamı dinleyecek
sarhoş bir sevgili gibi
hazırlanıyor
aklınca.

oysa biz
ben sırrımı anlatıp
kaldırımları kanımla boyadığım gün
kardeş olmuştuk.

"gecenin öteki yüzünde
sorgulanan günahlarımız hep vardı
sevdiklerimiz kaçardı bizlerden
kaybedecek neyimiz kaldı?"

avutma kadını zuhal
yola gerek söz
söz gerek dönene.

şimdi gece kaçkınları yalanlarına saklanacak
gece yatmazlar kırıklarımı serpecek çocukların düşlerine
buğulu köşe başlarında oyuncaklarım
bir yabancı sahiplenecek.
ilk aşkımın hatrına
penceremin sol köşesine mıhlanmış aydınlık sokağa
birkaç dize düşecek
ama
güzü de kışı da
ve kar'ı da
o yabancı getirecek.

"gecenin öteki yüzünde
söylenecek sözlerimiz hep vardı
susardık korkardık sizlerden
susardık, hiçbir şey sormazdık"*

üzerimde sakil yalnızlığa
sus, şarkı bile söyleme

aitsizliğimi çoktan ilan etmiştim zaten
.

(*gecenin öteki yüzü-Vedat Sakman)

Irmak

 

Yazı/Yorum Ekle
(Resim Dosyaları için :
irmaq_41@hotmail.com )

 
İsim
Başlık
E-Mail
Metin
 
  22 Ağustos 2007 22.38
murat -
anlasilamamak@hotmail.com

ellerinde bir öğleden sonrası gelinciği

sen ….
akılmaz bir ışık hızı yoğunluğunda…devinime devinim katarak..onca
imkansızlıktan ..onca hadi canım sendelerden sıyrılıp bir bilmem bahar ayının
bir bilmem günü konuk oldun gizliden…
Sen…
ben ellerimi gözlerimi aklımı fikriyatımı yani ben olan ne varsa işte , hepsini
kaçak güreştirirken bu meydanda, bu adına hayat denilen bu adına dünya denen
büyük kaosun altında birden sen çıkageldin , bütün hezeyanlarıma bütün
kaoslarıma inat gizliden gülümsedin….ellerinde taze koparılmış bir öğleden
sonrası gelinciği..yüzün gözün ıp ıslak bir tedirginlikte…sen çıkageldin bütün
onca uğraşımlardan….tut yoksa ellerimden kayyp gideceksinlerden ….sen
çıkageldin…
Sen...
bir çırpıda kök saldın içimde…içime yeni yeni kaçak yapılar diktin…ruhsatsız
kimliksiz ama gizli bir anlaşmadan gizli bir sorudan ve de gizli bir cevaptan
türeterek kendini içimde yeni yeni büyük büyük puantiyeli bir sen oluşturdun…ne
çok bu içimde sen ….ne çok şimdi ...sen gizli bir öyküden..adı sanı konmamış
fakat yastığın altında varlığını da gizliden gizliye hissedilen bir gündüz düşü
bıraktın…açık denizlerde yine kurtarılmayı bekleyen can simitlerini arattın bir
akşamüstü güneşinin denize vurduğu herhangi bir ışın dehlizlerinde….
Sen...
Gölgemden bir gölge yarattın ..görmek istedin gölgemle gölgenin o büyük
dansını….hiç bitmesin istedin ….gölgeler hep sürsün..gölgem gölgene
karışsın…dilim damağın kurusun benden istedin..içine düşsün bir gece yokluğun
istedin…dipsiz bir kuyuda kalmak gibi…nefes alamamak , verememek gibi….gizli
bir öykünün en heyecanlı yerinde yazarı tarafından öldürülmüş bir hikaye
kahramanı gibi…apansızca hezeyanlar…ben şimdi düştüm düşüyorumlar…ne vakit
yakarız ciğerimizi oksijenleler…bütün gitmeler..bütün gelmeler..bütün yok oldum
ama ölmedimler..bütün susuşlar….bütün hadi gel yak beni geceye çağrıları..bütün
hepsiler..bütün hiçbirşeyler…bütün hiçlikler..yani adına aşk denilen o kekremsi
duygu, o çırpınış, o sanrı…ı adına ne konursa az, adına ne konursa çok geldiği
aşk için sürsün bu gölgelerimizin dansı istedin…

16 Ağustos 2007 23.24
eylül hicran -
malmiyim_evet@hotmail.com
Irmak abla biraz önceki şüphen birazcık kafamı karıştırdı ve dürüst olmak
gerekirse canımı da sıktı.Bir an için yalancı gibi gözüktüm ve hiç ama hiç hoş
bir durum değil benim için.Gördüğün gibi bu senin blogun ve adres de burda
yazılı.Doğru söylediğime kanaat getirmişsindir.Lütfen ilerde beni yalancılıkla
itham etme.Herşeyi kabullenirim ama yalancılığı asla.İyi tatiller


23 Haziran 2007 12.52
edep-siz -
koyu_siyah@hotmail.com
vedat sakman..seninle olmadan..ve herneyse..(mutlu kal)


16 Kasım 2007 9.53
sercan yılmaz -
unbeliever_too@hotmail.com
söz verdim
düşüyordum uzun zamandır,
derin uçumrumlarda,
gözleri kör bir kuş gibi kayalıklara çarpa çarpa,
her çarpmada bir darbe;
her darbede yüreğimde bir damla kan;
her kan sessiz bir çığlık;
umarsız ve yapayalnız...

sokaklarda kalabalıklar,
itiş kakış ilerliyorlar,
kimin umrunda can çekilen bir hayat,
görmez onlar,
baksalarda göremezler,
çünkü onlarda bakan körlerden...

nereye baksam bir boşluk,
her tarafda umutsuzluk,
boş hayaller ve düşler,
yıkıntılar altında bir enkaz,
o enkazın ta kendisi ben...

ağlamıyorum artık,
anneme söz verdim,
kim vursa bir daha ben düşerken,
yinede ağlamayacağım,
hangisi yalan hangisi gerçek,
elimden tutan olsada,
nasıl inanırım ben,
sonu belli artık hayatın,
söz verdim anne,
yinede ağlamayacağım...


13 Aralık 2008 03.38
Barış-
bparlan@hotmail.com
Bö...
Sitemde sayfana bir link vardı, blogspottakine, ama sanırım artık buralardasın,
linki düzeltiyorum. şayet hata yapıyorsam uyar...

geri kalan zamanında mutlu kal. (:


9 Şubat 2008 15.15
Barış-
bparlan@hotmail.com
..
Kara, bir gül...


16 Şubat 2008 17.49
ms_anarsist_-
cilekess_23-54@hotmail.com
sadece sana ve sanaa
..ellerın arkandan bağlı,aforoz edılmişsin.elindekılerın hepsi gitti.hiçbir şey kalmadı üstelık,kat kat çoğaldı cehennemın...ateşler içinde düşebildince düşüyorsun,kara listeye alındın.çekıldı senın için en kısa çöp.ruhunun karanlıklarına gömüleceksın.çığlıkların tırmaladığınnda soğuktan terlemiş duvarları...korkundan yalvarmaya başladığında tanrına,bir çıkış yolu aradığında umutsuzca gözlerin ışığı görmek için yırtmak isteyince karanlıkları..bir umut için sarıldıkça rutubet kokulu duvarlara..ölümü isteyeceksin ve sonra kendi pisliğinde boğulacaksın yavaş yavaş..sonra mı? bir sperm olarak geldığın bu aptal dünyadan,bağırsakları fareler tarafından deşilmiş bir b.k çuvalı olarak geri gideceksin! sadece ve sadece sana.....